3 Ekim 2011 Pazartesi

HANGİLERİMİZ DAHA HUZURLU

‎            4 saattir yürüdüm neredeyse…hava serinledi..üşüdüm dedim..tam sokağın başına geldim..mesleki tanımlaması nasıl yapılır bilmiyorum..kağıt toplayan çocuklardan vardı iki tane..koca koca çuvalları koydukları el arabalarını yanyana çekmişler, sohbet ediyorlardı..Akşam 21′di..ve onlar ekmeklerinin derdindeydiler..çok çok kızdım kendime..mesele kazanmaksa böyle de kazanılıyor evlat..ben sıcacık evime girdim..halimize çok şükür..en kötü günüm böyle olsun..sokakta hiç homurdanmış mıdır bilmem haline, ama bizimki kadar olduğunu sanmam..
Karşımda internet, elimde iyisinden telefon, deniz kıyısında hava alıp gelmişim..sıcak kahvem..kitaplarım..herşeye çok şükür..daha daha iyileri de olur inşallah..kötülerini de gördük ki..yaşayanlardan olmak da var..umarım herkes en iyisini yaşar..homurdanıyoruz..benim arabam yok, saatim yok, çantam yok..spor ayakkabım yok..yok yok yok…e o çocuklar ne yapsın..akşamın bu saatinde leş gibi kokan çöplerden sağlıklarını çöpe atıp yerine topladıkların kağıtları, üç-beş kuruş biriktirip aldıkları cep telefonları ve samimi sohbetleri var..biz herşeyin içinde ettiğimiz sohbetlerin altında üstünde birşeyler arayıp duruyoruz..acaba hangilerimiz daha huzurlu ?..

Seni yerlerde göklerde bulamazlarken Bende gizli olduğunu sezenler olmuş Umudummuymuşsun yüreğimde.. Kımıl kımılmışsın bileklerimde?

Kelimeler her şeyi anlatır.. Ama her şeyi yaşatmaz..

Kelimeler her şeyi anlatır.. Ama her şeyi yaşatmaz..

Bazen ben bile yabancı olurken kendime sana nasıl anlatırım ki beni.. 



Neşeliyim diyecğim, belki suratsızlığıma denk geleceksin..

Espriliyim diyecğim, belki ağlamalarıma denk düşeceksin..

Özgürüm diyecğim, belki tutsaklıklarımda yakalayacaksın beni..

Kendimi anlatıpta bir kalıba sığdırmak istemem ... Ben şuyum dypte yalancı çıkmak istemem....

30 Eylül 2011 Cuma

http://video.mynet.com/alibakkal75/Anne-Ben-Geldim/387008/

Evlilik



Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş.

"Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum" demiş.

Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı "Olur" demiş çekine çekine.

Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış.

"Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana" demiş oğluna.

Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş... Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.
Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş. Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu. Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş.

Sonra oğluna dönüp sormuş:

"Ne görüyorsun?"

Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış.

"Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.
Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış. Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler.."

Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:

"Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır. Aşksız bir evlilikte her
iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler. Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar.

Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.

Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu.

"Asıl ders bu değil!" dedi baba.

Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi.

"Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak... İkisinde de bir tat yok ."

Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı.

"İçmek istersin herhalde" dedi. Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü.

"Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi... Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar . . . "

29 Eylül 2011 Perşembe

......UNUTMA......

Unutma! Yüreğinde bir ismin imzası var. 
Ve sen onu silemezsin, söküp atamazsın, ne kadar uğraşsan da... seninle beraber büyür içindeki sızı. 
İlk önce onu hissedersin başkasına dokunduğunda. . 
Unutma! Bir kere sevdin mi uzun uzun yanarsın. Sitemler öfkeler birikirken içinde, sen azalırsın. 
D
ilinde küfür elinde kadeh, eksik olmaz. Günler böyle geçer alışırsın. 
Unutma! Sabahlar artık gecikir. İster sağa dön ister sola, gözüne uyku değil gidenin hayali gelir. 
Kendini şiirlere verirsin. Elin sigaraya gider her on dakika da bir fena zehirlenirsin.
Unutma! Bir süre güvenmeyeceksin kimseye, kendine sığınacaksın. 
A
şk konuşulduğunda sen susacaksın, of'larla ah'larla başlayacaksın her cümleye.
Çevrende senden başka herkes haksız olacak. Senin haklılığınsa çaresiz gidecek çöpe.
Unutma! Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın. Biri seni bulacak. .
Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan, biraz ürkeceksin.
Ne kadar dirensen de nafile. İnsansın sonuçta seveceksin.
Eski acılara bakıp da küsme sevdalara, gâvura kızıp da oruç bozulmaz.
Sök at kafandan acaba'ları! Bir kemik aynı yerden İki defa kırılmaz.
Artık kararmaz gecelerin. Bir daha yaşlar akmaz gözünden. Sabahların gecikmez.
Kim bilir ağladığın günlere gülersin. Bir defa öldün ya zamanında? Bir daha ölmezsin.

28 Eylül 2011 Çarşamba

                   Bazen kelimeler ararsın yazmaya.. BULAMAZSIN..
              Aman dersin saçmalarsın..öyle tıkanıp kalırsın..
       Bazen de tam yazmaya başlarsın bakarsın söylediklerini birisi aynen yazmış..
Ama Öyle dolusundur ki kitap yazabilecek kadar..Fakat noktayı koyduğunda anlarsın ki sana 2 kelime SESSİZ SESSİZ bakar...

   ”YAT ZIBAR...”





Kimisi toprak kadar kıymetli, kimisi bir ot kadar gereksiz!
Herkes yaşıyor bir şekilde. Kimisi şerefli kimisi şerefsiz!
Ve herkes ölüyor bir gün.
Bazısına anası bile ağlamıyor!
Bazısına koca bir ülke!
Ve ne yazık ki; insan diyoruz biz herkese....